26 Nisan 2020 Pazar

Korona Marşı, Evde Kal Kitap Oku, Hayat Eve Sığar

Bir tarih yazılıyor ve biz o tarihi görüyor, olanlara şahit oluyor, tarihin içinde yaşıyoruz.
Korona günleri; korku, panik, telaş, tedbir, yeni bir yaşam tarzı, hijyen, karantina.

Evden çalışma, evden eğitim.

Her akşam günlük bilançoyu takip etme, yeni kısıtlayıcı izole hayat karşısında önce zorlanma, akabinde sıkılmakla karışık bir cepte sürecin belirsizliğinden kaynaklı moralsizlik diğer cepte umut yetiştirme derken korktuğumuz başımıza geldi; alıştık sanki...
Ama biliyoruz ki bu musibetten kurtulmanın en kolay ve en ucuz yolu evde kalmak.
Ben bu süreci fırsata çevirdim. Sırası gelmeyen kitaplarımı okuyor, özellikle de dünya klasiklerinden bazı kitaplara geri dönüyor, onları tekrar okuyorum. Ertelediğim işlerimi tamamlıyor, zamansızlıktan izleyemediğim filmleri izliyor, gitme fırsatı bulamadığım müzeleri online olarak geziyor, yine online eğitimlere katılıyor, sanatçıların söyleşi havasındaki canlı yayınlarını takip ediyorum. meditasyon yapıyorum. 

Biliyorum ki, bizi evde kalmak ve bu arada ruhumuzu ve beynimizi besleyen kitap okumak kurtaracak. Yine İYİ ŞEYLER olacak, 
Biz yeter ki evde kalalım...

Sağlıklı günlerde iyi haberler almak, iyi şeyler paylaşmak dileğiyle.

Umutla...

5 Şubat 2020 Çarşamba

İYİ ŞEYLER BİRDENBİRE OLUR

3. kitabım olan İYİ ŞEYLER BİRDENBİRE OLUR

05.02.2020 tarihi itibari ile İthaki Yayın Grubu'ndan Müptela Yayınları etiketiyle, kitap satan her yerde.

İnsanların karşılaşmalarının, tanışıklıklarının birbirleri üzerindeki görevini, birbirlerinin hayatlarını nasıl değiştirdiğini anlatırken, yüreklere umut tohumu serpen ve Oğuz Atay'a selâm eden bu romanı çok seveceğinizi düşünüyorum.

Yolunuza ve ruhunuza ışık olması dileğiyle.

Şimdiden keyifli okumalar...



ARKA KAPAK


İnsan doğru olana yüzünü sürdüğü, ona boyandığı, onunla kuşanıp yürüdüğü zaman bambaşka bir güzelliğe erişiyor. Başımıza ne gelirse gelsin, kimleri kaybetmiş olursak olalım doğru olanı aramaya gücümüz yetmeli. Eğer o güç yüreğimizi sararsa, o gücün elini sıkı sıkı tutarsak yolumuzdaki taşları temizleyen bir rüzgâr biz yola ulaşmadan evvel esip temizler onları. Buna inanmak bile doğruya olan yolculuk için güç veriyor.

Ayşen Bozkuş, İyi Şeyler Birdenbire Olur’daki duru anlatımıyla bize tam da doğrunun ne olduğunu fısıldıyor. Acı tecrübelerin son değil bambaşka güzel başlangıçlar için yol olduğunu gösteren bu roman, hikâyesi ve okura işaret ettikleriyle hayata karşı farklı bir bakış açısı kazanmanızı sağlayacak güçte.

 

Yaşanılanlar aslında hayatın, “Yalnız değilsin. Bak birdenbire karşına çıkan insanlar, hiç hesapta yokken yaşanan olaylar var. Adına tesadüf dediklerin var,” deme şekliydi. Tesadüf ne planlı bir kelimeydi. İçinde hayatımızı değiştiren her şey ve herkes vardı…

1 Ocak 2020 Çarşamba

HAYAL ET, YETER

Hayatıma giren ve hayatımdan çıkan insanların hiçbir zaman tesadüf olmadığını bildiğim gibi, yaşadığım olayların, başıma gelenlerin de rastgele olmadığını, dönüp ardıma baktığımda fark ettim. Olumlu olumsuz her olayı ve konuyu, farkında olarak ya da olmayarak bir şekilde kendimize çekiyorduk.

Mesela adını ilk olarak çocuk yaşlarda Küçükçekmece’de otururken duyduğum Küçükyalı semtiyle çok ilgilenmiştim. İstanbul’un öteki ucundaki, Anadolu yakasında bulunan Küçükyalı ile ilgili, niye o semte bu adın verildiğini soruyor, hayallerimde sahil kenarında küçük küçük yalılardan oluşan bir yer hayal ediyordum.  Ne o civarda bir tanıdığımız vardı. Ne de kimse beni, sırf merakım gitsin diye alıp oraya götürdü. Zamanla unutup gittim. Aradan yıllar geçti. Şu anki eşim Cüneyt ile henüz evli değildik. Kadıköy’de gezerken dayısı telefon açtı ve ona uğramamız gerekiyordu.  “Pasaportunu benim arabada unutmuş, hemen kapıdan verip çıkacağım” dedi. Hiç itiraz etmedim, vaktimiz vardı. Nereye gideceğimizi de hiç sormadım. Zaten Anadolu yakasını o zamanlar pek bilmezdim. Sadece giderken gözüme Küçükyalı tabelası çarptı. Hayatımda ilk kez Küçükyalı’ya gelmiştim. Çocukluk anım canlandı gözümün önünde. Yalılardan oluşan bir yer olmasa da burayı çok sevmiştim. Cüneyt dayısının evine gittiğinde, ben çekineceğimi bahane ederek arabada beklemek istemiştim. Asıl niyetim etrafa bakmaktı.

Ben o gün içimden ‘Biz de evlendiğimizde buralarda otururuz belki’ diye geçirmekle kalmamış, gözüme sahildeki üç katlı bir binanın orta katını kestirip, bu hayalin yüzümü güldürdüğünü fark etmiştim. Sonra da bu halime gülmüştüm. Gülmüştüm, çünkü daire boş bile değildi, tülü perdesi takılı, içinde birinin oturduğu belli bir evdi ve en önemlisi ortada henüz evlenme planımız da yoktu.
Aradan birkaç ay geçti ve biz evlenmeye karar verdik. Haftalarca ev aradık. Kadıköy’den Bostancıya kadar bakmadığımız kiralık daire kalmamıştı. Ya evler çok bakımsızdı ya küçüktü. İki kişi olacağımıza rağmen ben büyük bir ev istiyordum. Sahilde deniz gören bir dairede yaşamak vardı gönlümde ama sahildeki bodrum kat dairelerin bile kiraları çok yüksekti. Düğüne iki ay kalmıştı ve bizim hala tutulmuş bir evimiz yoktu. Bir gün dayısı ev işini ne yaptınız diye Cüneyt'e sorduğunda, o da durumu anlatmış. Dayısı, ben Bursa’da yaşayan kayınvalidem için bir ev tuttum, ev hediyesi olarak da tülünü perdesini de yaptırdım. Ama kadın ben İstanbul’da yaşayamam diyerek gelmekten vazgeçti. Bir de oraya bakın. Kirasını bir yıllık peşin verdiğim için de uyguna geldi. Bu hafta anahtarı ev sahibine geri iade edip, vazgeçtiğimizi söyleyecektim. Önce siz bir bakın, demişti.

Tek başına yaşayacak yaşlı bir kadın için tutulmuş bir evin bizim için uygun olacağına hiç ihtimal vermemiştim. Ama ev aramaktan o kadar sıkılmıştım ki, nerede olduğunu dahi sormadan, hadi bakalım dedim. Küçükyalı sahile geldiğimizde, dayısından anahtarları alacağımızı düşünmüştüm. Dayısının evini geçip karşı çaprazındaki o üç katlı binanın önüne park etti. Ben o günkü hayalimi hatırlayıp, iç geçirerek arabadan indim. Cüneyt benim aksime binaya doğru yürürken “burası” dedi. Önünde durduğumuz halde, şaşkınlıkla tekrar sordum.

-Neresi?
-Bu bina, orta kat.
O an ne diyeceğimi bilemedim. Gözlerim doldu. Bir an için durduğunu düşündüğüm nefesimi verirken, gülümseyip bulutlara baktım ve teşekkür ettim.
Evi görmeme gerek yoktu.
-Tamam tutuyoruz, ben burada otururum dedim.
Cüneyt güldü.
-Saçmalama, daha evi görmedik, belki bu da diğerleri gibi eski ve küçüktür” dedi.

Ama ben kararımı vermiştim bile. Bu tesadüf değildi. Ben saf ve yoğun bir düşünceyle aylar önce bu evi küçük bir hayalin içinde beğenip kendime çekmiştim zaten. Yine de formaliteden eve baktık. Üç oda bir salon, salonun yere kadar olan camlarından deniz görünen, büyük ve bakımlı, bizim için şahane bir daireydi. Kirası bütçemize göreydi. Tülü perdesi de tam istediğim gibiydi. Ve biz o dairede tam üç sene keyifle, huzurla oturduk...

Peki bu çekim gücünü kurduğumuz hayallerin gerçekleşmesi için niye kullanmıyoruz?
Denemesi bedava ve risksiz. Bizden beklenen sadece hayal etmek ve inanmak.
Denemeye değer...

Ayşen Bozkuş