Beni hep bu havalar aşık etti. Hep bu havalar yeni cümleler, yeni hikayeler verdi kucağıma.
Çiçekler solarken Eylül'de açar benim yüreğim. Dallanır, budaklanır, uzanır ta nerelere, kimlere dokunur. Gönlüm de, kalemim de kural, sınır, mesafe, ihtimal bilmez nasılsa.
Susmaz gönlümün kendini güzel sanan sesi. Durmaz, tükenmek nedir bilmeyen kalemim. Biri söyler. Diğeri yazar. Atlamadan her sözü diyebilmek için, dünya durmadan, ömür bitmeden yetiştirebilmek için çalışırlar.
Her duyguya tek tek itinayla uğrar, her birinin gönlünü yaparlar. Bir hal hatır sorar, bir parça birşey çalar, koşa koşa döner yazarlar buraya. Buraya dediysem kağıt, defter, dosya, klavye, kitap, duvar, boşluk farketmez. Yazar da yazar, yaşar da yaşar yüreğim. Eylül gelmiş, durmak olur mu? Gecem gündüzüme karışır. Çaylar kahveler birbirini uğurlar. Rengin her tonu, çiçeğin her kokusu, yazının her tipi, hayatın her şekli çalar da kapımı, hiç biri imzasını atmadan gitmez. Ama hiç biri de yatıya eğlenmez. Hasretin, aşkın, sevginin, hüznün, kederin, acının, ayın, yıldızın, güneşin, ağacın, yeşilin, pembenin, mavinin, dalganın, rüzgarın, notanın, insanların ve ömürlerin acelesi vardır hep; beklemezler. Kalemime değenler, değil kalıcı olup benimle yaşlanmak, durup dinlenmezler bile. Şöyle bir uğrar, biraz oyalanır, biraz demlenir, aklımı başımdan alır giderler. Yüreğim takılır peşlerine. Ruhum hemen onu takipte. Uçar giderler. Gezer, tozar, coşar, birilerinin hayatına değer, onları ebeler, sobeler her Eylül tekrar yeniden bana gelirler.
Ben bu Eylülleri boş yere sevmedim ki...
KÖŞE YAZILARIM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KÖŞE YAZILARIM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Eylül 2014 Pazartesi
17 Mayıs 2014 Cumartesi
#Soma
#SOMA
Hiç tadım tuzum yok. Ne orada onca çocuk öksüz kalmışken, kendi çocuklarımı sevmeye; onları eğlendirmeye yüzüm var. Ne de vicdanımda onca eş, anne, kardeş olan kadın orada ağlarken birilerine tebessüm etmeye.
Yok. Hiç bir köşesinde yer yok vicdan terazimin. Meğer kocaman rakamlarla ne rahat yaşıyormuşuz şikayet ettiğimiz hayatlarımızda. Güneşi, gökyüzünü, sevdiklerini her gün
metrelerce yerin altına satan insanları unutmuşuz.
Hayat kadar adaletsizleştirmişiz yüreklerimizi. Görmezden gekerek, unutarak, ötekileştirerek, hayat böyle; o işi de biri yapacak elbet diyerek
nasırlaştırmışız kalbimizi, aklımızı.
Böyle olunca hayatın hatırlatması da, bizi kendimize getirmesi de ağır oldu. Ama fatura yine yanlış tarafa kesildi. Bize bu farkındalığı Soma'daki Madenciler ve aileleri ısmarladı ne yazık ki.
İnsan hayatı nasıl bu kdr ucuz oldu ki? Geri dönüşü olmayan, yerini hiç birşey tutmayan paha biçilmez olan insan hayatı nasıl bu kadar hiçe sayılabildi? Nasıl insanların aklı tutuldu. Nasıl ihmal edildi. İhmale göz yumuldu, destek verildi.
Neresinden tutarsan tut elinde yoksulluk kalıyor. Bir de daha çok para uğruna koca bir sorumsuzluk ve hiçe sayma. Çaresizlik akıyor bu tablonun her yerinden ve çocuklar ağlıyor. Başı öne eğiliyor ya bi çocuğun, kayıpların sayısı verilmiyor ya kızgınım. Keşke duvarlarını cenaze tabutlarının ördüğü Soma'yı ihmal edene, ettirene. Bilip de söylemeyene, göz yumana. Normal karşılayana, ilgisiz kalana, kanı
donmayana, yüreği sizlamayana, acıya siyaset karıştırana. Kaybı olanlara olan yaklaşım tarzına, içi yananı anlamayana, tek derdi kendi paçasını kurtarmak olana ve elimde herşeyi düzelecek, güzelleştirecek sihirli bi değnek yok diye kendime çok kızgınım çok.
Kısacık ömürlerimizde mutlu, huzurlu ve adaletli bir hayat yaşamak bu kadar mı zor?
Ayşen Bozkuş
Hiç tadım tuzum yok. Ne orada onca çocuk öksüz kalmışken, kendi çocuklarımı sevmeye; onları eğlendirmeye yüzüm var. Ne de vicdanımda onca eş, anne, kardeş olan kadın orada ağlarken birilerine tebessüm etmeye.
Yok. Hiç bir köşesinde yer yok vicdan terazimin. Meğer kocaman rakamlarla ne rahat yaşıyormuşuz şikayet ettiğimiz hayatlarımızda. Güneşi, gökyüzünü, sevdiklerini her gün
metrelerce yerin altına satan insanları unutmuşuz.
Hayat kadar adaletsizleştirmişiz yüreklerimizi. Görmezden gekerek, unutarak, ötekileştirerek, hayat böyle; o işi de biri yapacak elbet diyerek
nasırlaştırmışız kalbimizi, aklımızı.
Böyle olunca hayatın hatırlatması da, bizi kendimize getirmesi de ağır oldu. Ama fatura yine yanlış tarafa kesildi. Bize bu farkındalığı Soma'daki Madenciler ve aileleri ısmarladı ne yazık ki.
İnsan hayatı nasıl bu kdr ucuz oldu ki? Geri dönüşü olmayan, yerini hiç birşey tutmayan paha biçilmez olan insan hayatı nasıl bu kadar hiçe sayılabildi? Nasıl insanların aklı tutuldu. Nasıl ihmal edildi. İhmale göz yumuldu, destek verildi.
Neresinden tutarsan tut elinde yoksulluk kalıyor. Bir de daha çok para uğruna koca bir sorumsuzluk ve hiçe sayma. Çaresizlik akıyor bu tablonun her yerinden ve çocuklar ağlıyor. Başı öne eğiliyor ya bi çocuğun, kayıpların sayısı verilmiyor ya kızgınım. Keşke duvarlarını cenaze tabutlarının ördüğü Soma'yı ihmal edene, ettirene. Bilip de söylemeyene, göz yumana. Normal karşılayana, ilgisiz kalana, kanı
donmayana, yüreği sizlamayana, acıya siyaset karıştırana. Kaybı olanlara olan yaklaşım tarzına, içi yananı anlamayana, tek derdi kendi paçasını kurtarmak olana ve elimde herşeyi düzelecek, güzelleştirecek sihirli bi değnek yok diye kendime çok kızgınım çok.
Kısacık ömürlerimizde mutlu, huzurlu ve adaletli bir hayat yaşamak bu kadar mı zor?
Ayşen Bozkuş
10 Mart 2014 Pazartesi
iyi insanı yazmak
Mig MEDYA köşe yazım;
İYİ İNSANI YAZMAK;
Hadi bu günden itibaren iyi birer insan olalım. Hayatınızı bir kitap varsayalım ve iyi insanı yazalım. Birinin gülümseyişine sebep olalım. Bu mutlu olmamıza yeter. İçimizdeki boşluğu doldurur.
Yazının öncesi ve sorası için linke tık tık;)
http://www.migmedya.com/yazarlar/aysen-ilgin/6034
27 Ocak 2014 Pazartesi
25 Ocak 2014 Cumartesi
ZAMANE ANNELERİ
11. ayda migmedya.com sitesinde yayınlanan köşe yazım;
http://www.migmedya.com/yazarlar/aysen-ilgin/5975-zamane-anneleri.html
*fotoğraf internetten alıntıdır
80'lerin 90'ların çocukları anne olunca;
http://www.migmedya.com/yazarlar/aysen-ilgin/5975-zamane-anneleri.html
80'lerin 90'ların çocukları anne olunca;
Babyshowerlar, hoş geldin bebek, hamileliği veda partileri, diş buğdayları, doğum günleri altın çağını yaşadı. Önceden gelenler bebeğe hediye getirirdi. Şimdiki bebekler misafirlere hediye verir oldu. Bebek Kurabiyecisi, bebek hediyeleri, bebek organizasyon firması terimleri türedi.
Kariyerlerini, sosyal hayatlarını askıya alan bu dönem anneleri çocuk bakarken de boş durmuyorlar tabi. Hamileyken çocuk bakımı kitapları okumaya, eğitimlere katılmaya başlıyorlar. Çocuk dünyaya gelince de öğrenme ve eğitme anlamında başka bir furya başlıyor.
Biri de ben olmak üzere artık anneler daha ilk aydan bebeklerine kitap okuyor, resimlerine bakacağı kitaplar alıyorlar. Ayına, yaşına göre oyuncak seçiyorlar. Televizyondan mümkün oldukça uzak tutup müzik dinletiyor, eskilerin "anlamaz" mantığından arınarak hamilelikten itibaren birebir konuşuyorlar. Sosyalleşsin, paylaşmayı öğrensin diye ilk yaştan oyun gruplarına katılıyor, sağlıklı yaşamın vazgeçilmezi olan sporu hayatlarının bir parçası, yaşam tarzı olarak kabullensinler diye spor aktivitelerine katılıyorlar. Odaklanmayı öğrenip kendini bulsun, sakin yaşasın diye iki yaşından başlayarak çocuk yogası yaptırıyorlar.
Her anne isterki, çocuğunu en iyi şartlarda ve en doğru metodla büyütsün. Ve her anne ister ki çocuğu hep yesin. Bu açıdan da gelişen teknoloji, eğitim seviyesi ve yaşam kalitesinde gelinen nokta itibariyle bu dönem anneleri daha şanslı, daha bilinçli ve haliyle daha özverili.
Ben de geçen ay ikizleri babasına bırakıp anneysen.com ve SMA işbirliğiyle düzenlenen Prof Dr. Benal Büyükgebiz'in katı gıdaya geçiş eğitimine katıldım. Öncelikle anneler olarak çok iyi ağırlandık. Şık bir otelde kahvaltı yapıp eğitimi dinledik. Sonrasında beraber öğle yemeği yedik. Ben kendi adıma hem ikizlerin bakımından dolan kafamı ve ruhumu rahatlattım. Sosyal ağlarda yazıştığım annelerle yüzyüze tanıştım. Eğitimde yanlış bildiğim doğruları, doğru bildiğim yanlışları ve hiç bilmediklerimi öğrendim.
Anneler siz de hem çocuğunuz hem kenfiniz için birşeyler yapın. Firmaların sponsor oldukları beslenme, spor, oyun, okuma grupları gibi Kızlı-Erkekli etkinliklere katılın. Hem birşeyler öğrenin, hem çocuklarınız kızlı erkekli kaynaşsın, paylaşmayı, kardeşliği, karşı cinsel arkadaş olabilmesi öğrensin. Hem kafanız dağılsın.
Kızlı erkekli hakkında Yılmaz Özdil konuyu özetlenmiş zaten. Üzerine söyleyecek söz olmadığından, ben de anneler sosyalleşsin konusuna değindim.
Kalbiniz sevgiye, zihniniz gelişime açık olsun
Ayşen Bozkuş
11 Ocak 2013 Cuma
YENİ HAYAT
Yeni Hayatımız ve yeni yıla dair http://www.migmedya.com/yazarlar/aysen-ilgin/5651-yeni-hayat.html adresimdeki köşe yazım;
***
Serçe parmak uzunluğunda minik iki çift ayak, ayaklarla küçüklük yarışına girmiş incececik parmaklarına kondurulmuş minimal tırnaklarıyla küçüklüğü kadar güçlü, güçlülüğü kdr ürkek eller var buara hayatımızın merkezinde. Bir ay once tam da bugün girdiler hayatımıza. Evlilik tarihimizden sonra ikinci miladımız 3Aralik 2012 oldu artık.
Tüm dünyamız iki minik yürek, iki gülümseyiş, çakmak çakmak bakan iki çift göz. Uyurken başında durup izlediğimiz, uyansalar diye beklediğimiz, uyanıkken de uyutmaya çalıştığımız çelişkilerle, acemiliklerle, uykusuzluk ve heyecanla dolu yeni bir hayat bizimkisi. Tabi sadece bizimki değil, etrafımızdaki yakınlarımız için de yeni bir durum. Herkes heyecan içinde. Gelen telefonlar bebekleri soruyor, kapıdan giren yüzümüze bakmadan bebeklere yöneliyor. Çoğu zaman bizim hatrımız sorulmadan son buluyor sohbetler. Konu hep onlar. Bıkmadan sıkılmadan konuşulan aynı ya da benzer şeyler, küçücük anılar, komik tecrübeler.
Meğer ne güçlü sevgi, ne değişik bir duyguymuş insanoğlunun küçüğüne duyulan. Yaşarken görüp öğreniyoruz. Bunları dostlarla paylaşmak, böyle zamanlarda yalnız bırakılmamak da işin bir diğer güzel yanı.
Bebeklerin ve ailenin birbirine alışma aşaması zor bir dönem. İlk etapta neredeyse emmeyi bile bilmeyen, gece gündüz, tokluk kavramı olmayan, gazını bile yardımsız çıkaramayan, derdini anlatamayan bir ( hatta iki, üç) bebek ve ne yapacağını bilmeyen, şaşkınlık içindeki anne. Büyük bir tecrübe, büyük bir sorumluluk, büyük bir keyif olmakla beraber çok da güçlü bir içgüdü. Daha önce marketlerdeki ambalajlılar dışında bebek bezi dahi görmemiş olan, emziren bir kadın görünce huylanıp kafasını çeviren, bakamam diye doğurmayı sürekli erteleyen ben, sanki yıllardır anneyim. Hamilelik ve doğum, hayatın mucizesi ama onlarin yanısıra şaşılması gereken inanın annelik içgüdüsü. Tek başıma iki çocuk bakıyorum. Bunu bana bir yıl önce söyleseler inanmazdım. Ama Allah gönderdiği bebekle beraber anneye onunla baş edicek gücü ve hissiyatı da veriyormuş meğer.
Doğan'ın kanunu, yaşamın döngüsü; doğmak ve doğurmak. Hayat da yeni bir yıl doğurdu. Herşeye baştan başlamak için bir şans daha verdi hepimize. Biz yeni yıla ailemize giren bireylerle, yeni bir hayatla başladık. Ben de bir çok kişi gibi her yeni yılda kararlar alır, hedefler koyarım kendime. Birşeylere sıfırdan başlamak, yenilik yapmak her zaman iyidir, güç verir, motive eder. Bu yıl benim dileğim isteyen herkese istediği zamanda Allah'ın evlat vermesi, bu duyguyu herkesin yaşaması oldu. Tek hedefimse sadece sevip oynayacak, soyadımızı taşıyacak, fotoğraf çekip eşe dosta gönderilecek bir eğlence değil, bir birey yetiştirdiğimi unutmadan bilinçli ve yeterli bir anne olabilmek. Unutmamak lazım ki, büyük işlerin ardinda bir çok kişinin emeği olsa da tek bir kişinin imzası vardır. Bir birey yetişir, dünya değişir...
Yeni yılda size tavsiyem siz de yeni kararlar alın. Tutturamasanızda yaklaşın. Ama en önemlisi hayatınıza biraz renk katın. Sizin olmasa da, bir bebek kokusunu soluyun. Küçücük parmaklarıyla elinizi sıkmasina izin verin, o minik elden güç alın. Umut edin. Sevdiklerinize onları sevdiğinizi söyleyin. Müzik dinleyin, dans edin, film, oyun izleyin, içinizde kalan herşeyi tecrübe edin, aklınıza geleni yapın ve lütfen kitap okuyun. Yani yaşayın, yaşadığınızı hissedin ve hissettirin. Hayatın kıyısında değil içinde olun, sadece nefes alarak değil, gerçekten, fiilen ve hissederek yaşayın. Yeni yıl için alınacak guzel bir karar bence, hadi deneyin...
1 Mart 2012 Perşembe
UBOR METENGA
Bugün http://www.migmedya.com/yazarlar/aysen-ilgin/43-ubor-metenga.html sitesinde yayınladığım haberi sizlerle de paylaşmak istedim. Bu etkinlikleri şimdiye kadar sizle paylaşmadığım için pişmanım doğrusu. Ama bundan sonra Ubor-Metenga etiketi altında her ay okuyabileceksiniz. Video çekimi yüklendiğinde onu da sizinle paylaşacağaım. İyi okumalar
Ubor Metenga, Oğuz Atay’ın Korkuyu Beklerken adlı kitabında, olmayan bir dilde mektuplar yazan örgütün adı. Aynı zamanda Yekta Kopan, Ayfer Tunç, Murat Gülsoy’un Salon İksv ‘de hemen hemen her ay düzenledikleri ve Oğuz Atay’ı anmak amacıyla ismini verdikleri bir edebiyat etkinliği. Ubor Metenga’da şimdiye kadar edebiyatımızda yer edinip, büyük katkısı olan ve ne yazık ki, kaybettiğimiz yazarlarımızı önceden belirledikleri bir öyküsüyle/kitabıyla tartışıp, anıyorlar. Salon İksv’de yapılan bu hikaye, yazar çözümlemelerine tabiî ki edebiyatseverleri de dahil ediyorlar. Üstelik ücretsiz olan Ubor Metenga etkinliği için İksv’ye mail atıp rezervasyon yaptırmak yeterli. 28 Şubat’ta gerçekleşen etkinlikte sözlük yazan bir yazar, ressam, reklamcı ve şair olan 2011 Haziran’da kaybettiğimiz Hulki Aktunç’u ‘Lodos Düğünü’ adlı öyküsüyle andık. Önce hikaye okundu banttan. Sonrasında öykü ve yazarın kalemi, kişiliği üzerine konuştuk.
Unutmadan; Hulki Aktunç’un son çıkardığı kitabı Erotologya’yı YKY basımıyla da bulabilirsiniz. Aklımda kalan birkaç cümleyle yazımı tamamlarken bir sonraki buluşmanın 27 Mart’ta Tomris Uyar’ın ‘Dikkat Kırılacak Eşya’ adlı öyküsü olduğunu hatırlatmak isterim. İksv’nin internet sayfasında etkinliği duyurmasından itibaren rezervasyon yaptırabilirsiniz. Bir saatlik etkinlik sonrasında dışarıdaki kokteylde yazarlarla konuşma, soru sorma fırsatınız da oluyor. Orada görüşmek üzere;
*Lodos Düğünü, görsel bir hikaye, okuyana kişileri sevdiren bir yaklaşımı var. Tebligat getiren kötü haberciye karşı bile insan kin duyamıyor
*Günümüz edebiyatı bize kötüyü sunuyor. Oysa burada anlatılan iyi şeyler
*Modern edebiyatın köşe taşlarından olan Hulki Aktunç, klasik iyi kötü şablonuna sığmıyor
*Dille duyguları inceltiyoruz. Halbu ki, Hulki Aktunç, olmayan duyguları anlatıyor bize. (Murat Gülsoy)
*Post modern edebiyatı bilmeyen, Don Kişot’u anlayamaz. (Murat Gülsoy)
*İyi edebiyatın yaptığı hayatımızı başka bir basamağa çıkarmaktır. Hepimiz bir dahaki balık ayıklayışımızda öyküdeki tasvirleri hatırlayıp, düşüneceğiz. (Yekta Kopan)
*Zihin gözüyle elleyip, dokunabilmek edebiyatının dilinin gücüdür
*Okumak, kesme, dikiş, düğme, ilik, hiç birini kalfaya bırakmadan yazan bir yazar Hulki Aktunç. Edebiyat gizli dikişlere kadar uzanan bir terziliktir. (Ayfer Tunç)
*Eskiyen onarılır, yıkılmaz. Hulki Aktunç dil eksiltmeyi, dil ekonomisini çok severdi. O az kelimeyle çok şey anlatan modernist bir yazar, modernist bir entelektüeldi. (Ayfer Tunç)
*El emeği ortadan kalkınca, ürünler tekleşti. Her şey birbirinin aynı oldu. Dünya tek bir düzene dönüştü. Tüm büyük şehirler birbirine benziyor.(Ayfer Tunç)
*Kentsel dönüşüm, kentsel aynılaşma değildir. (Yekta Kopan)
AYŞEN ILGIN
20 Şubat 2012 Pazartesi
SANATTA HOLLANDA YILI/ Mig Medya Haber Sitesi
Türkiye Hollanda yılının 400.yıl dönümü vesilesiyle bu yıl sanata Hollanda yılı damgasını vuracak. siirtlihamlet.com sitesinden sonra yazmaya başladığım migmedya.com haber sitesindeki bu hataki köşe yazımda bahsettim, bakın önümüzdeki günlerde Hollandalı hangi sanatçıların eserleriyle karşılaşacağız
http://migmedya.com/yazarlar/aysen-ilgin/37-sanatta-hollanda-yili.html
Siirtlihamlet yazılarım için tıklayınız
http://siirtlihamlet.com/index.php/yazar-yazlar--arsiv-/9-yazarlar/203
Hollanda'nın renk renk açan bu güzel çiçekleri gibi güzel bir hafta geçirmeniz dileğiyle...
Sanattan, özellikle de kitaplardan uzak kalmayın...
14 Şubat 2012 Salı
Dünya Öykü Günü
Bugün 14 Şubat, Sevgililer Günü veee bir de Dünya Öykü Günü. Ben de köşemde bugüne istinaden benim için değerli bir öykümü tekrar paylaşmak istedim. Herşey gönlünüzce olsun. Bir gün değil her gününüz özel olsun, her gününüz sevgiyle ve kitapla geçsin...
Yazıya ulaşmak için linke tıklayın lütfen, Sevgiler...
http://www.siirtlihamlet.com/index.php/yazar-yazlar--arsiv-/344-duvardaki-bebekduenya-oeykue-guenue
Yazıya ulaşmak için linke tıklayın lütfen, Sevgiler...
http://www.siirtlihamlet.com/index.php/yazar-yazlar--arsiv-/344-duvardaki-bebekduenya-oeykue-guenue
8 Şubat 2012 Çarşamba
Bu haftaki köşe yazım;) Gökkuşağını Görmeye Çalışın
http://www.siirtlihamlet.com/index.php/yazar-yazlar--arsiv-/330-goekkusagini-goermeye-calisin
25 Ocak 2012 Çarşamba
AÇIL SUSAM AÇIL
Kendimize ve çevremizdekilere hayırlı olabilecek yazgılar yazmak, sebebi güzel tercihler yapıp, gülen adamla biten cümleler kurabilmemiz dileğiyle...
25.01.2012 tarihli köşe yazım;
http://siirtlihamlet.com/index.php/yazar-yazlar--arsiv-/247-acil-susam-acil
18 Ocak 2012 Çarşamba
KAR TADINDA BİR MUTLULUK KUMBARASI
Kar İstanbul dahil çoğu şehri süsleyince ben de ara vermeden kar konulu bir köşe yazısı kaleme aldım. Umarım beğenirsiniz. Ama sadece kar olarak düşünmeyin. Bu birazda hayata bakış açınızı değiştirebileceğini düşündüğüm, pozitif bakış açısı aşısı;) Yazıya linkten ulaşabilirsiniz http://siirtlihamlet.com/index.php/yazar-yazlar--arsiv-/224-aysen-ilgin-kar-tadinda-bir-mutluluk-kumbarasi
12 Ocak 2012 Perşembe
AYŞEN'İN KÖŞESİ
Bu hafta bloğumun biraz ihmal etmemin sebebi hayatımdaki yeni değişikler. Kitap yazma eylemim harika gidiyor, güzel gelişmeler var. Onun dışında artık benim bir köşem var. Büyük bir sosyal sorumluluk projesi sırtlamış olan siirtlihamlet.com sitesinin köşe yazarlığı tekliflerini kitap çalışmama engel olur mazeretiyle geri çevirsem de ertesi gün arayarak tekliflerini kabul ettiğimi bildirdim. Lakin vicdanım böyle bir projeye tepkisiz kalmaya razı olamadı. Bundan sonra beni köşemden de takip edebilirsiniz. Umarım Şehre Merhaba dediğim linkteki ilk yazımı beğenirsiniz. İyi haberler aldığınız, kahve eşliğinde çikolata tadında geçecek keyifli günleriniz olsun. Kitapla kalın...
http://siirtlihamlet.com/index.php/yazar-yazlar--arsiv-/204-aysen-ilgin-merhaba-sehrn-nsanlari
http://siirtlihamlet.com/index.php/yazar-yazlar--arsiv-/204-aysen-ilgin-merhaba-sehrn-nsanlari
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
















