Hayatın İçinden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayatın İçinden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Kasım 2016 Pazar

Tüm Yollarım Sana Çıkıyor




Kağıt, kalem ve kelimelere gönül vermiş biri olarak çocukluğumdan beri hayalim yazar olmaktı.
Hep yazdım, çizdim, bir şeyler karaladım.

Nihayet bir gün bu hayali sesli söyleme cesareti buldum kendimde ve bir kitap nasıl yazılırı öğrenmek için 2011 yılında Boğaziçi Üniversitesi'nde Murat Gülsoy'dan yazarlık dersleri aldım.
Bu seferde ne yazacağım derdi başladı. Yıllarca yazdım, sildim, düzelttim, beğenmedim başa döndüm. Ta ki, geçen yıl içime sinen bir hikaye yakalayana dek. Bu hikayeyi herkes okumalı, başkasının hayatını okurken kendi hayatlarını sorgulamalılar dedim.


Keyifle, merakla, ilgiyle okuyacağınızı düşündüğün hayalim ve emeğim bugün elimde. Sizlerin temin edebilmesi için de,
Dokuz Yayınları'ndan çıkan Tüm Yollarım Sana Çıkıyor,  İstanbul Tüyap Kitap Fuarı'ndan sonra şimdi de d&r mağazalarında, kitabevlerinde, d&rkitapyurdu ve idefix  gibi tüm internet kitap satış noktalarında.


Şimdiye kadar benim olan bu kitap, artık sizin. Tüm Yollarım Sana Çıkıyor ile ilgili yorumlarınızı, bu hikayenin üzerinizde bırakacağı etkiyi gerçekten merak ediyorum...




Sen benim faili meçhul olmayan yaramsın diyen Tüm Yollarım Sana Çıkıyor yaranızı önce acıtmaya, sonra da sarmaya geliyor...

Tüm Yollarım Sana Çıkıyor, bana hayırlı olsun, size de "keyifli okumalar" diyelim öyleyse...

                                         
                                       


7 Temmuz 2014 Pazartesi

BESEM -ÖZÜR DİLERİM ÖZÜRLÜYÜM

BESEM - Bedensel Engelliler Sanat Eğitim Merkezi

Bedensel engellerinin tutsağı olmak yerine hayata tutunup hayatın içinde olmaya çalışan pırıl pırıl bu insanlar bir tiyatro topluluğu oluşturmuş ve ÖZÜR DİLERİM ÖZÜRLÜYÜM adlı iki perdelik komedi yapmışlar.  Bize de bu emeğe ve girişime gidip alkış tutmak düşerdi. Ben de öyle yaptım. 50 tl 'lik biletimi alıp Maslak Tim Show Center'da yolunu tuttum.

Yetenek Sizsiniz yarışmasını engelli yetenekler arasında düzenlendiği bir oyun karşıladı bizi.  Hem şarkı, şiir dinledik, hem oynayanlara ritim tuttuk. Bir yandan sukredip bir yandan da düşündük bolca ve tabi ki takdir ettik.

İlki düzenlenen bu organizasyonun ikincisi de Ağustos ayında.  Bilet rez 0530 143 10 81
www.besem.net adresinden de detaylı bilgi alabilirsiniz

Gidemeseniz de bir bilet alın, destek olun. Bir tanıdığınıza ya da hiç tanımadığınız bir çocuğa verin bileti gidip oyun izlesin. Unutmayın HER INSAN BIR ENGELLI ADAYIDIR.  Allah hepimizi korusun ama bu bir gerçek.

Oyundan kareler şöyle;








31 Mayıs 2014 Cumartesi

Pınar Gogulan ile Regresyon Semineri


22 Mayıs günü Sevgili Tuten sayesinde instagramda gördüğüm ve kayıt yaptırdığım Pınar Gogulan'ın Regresyon Tanıtım ve Semineri'ne katıldım. Sevgili Pınar'ın danışanlarının ilginç hikayelerine ve değişimlerine daha önce internette türlü hikayelerle farklı sitelerde rastlamıştım.

(Dilerseniz siz de kendi sitesinden benzer hikayeleri okuyabilirsiniz)

Bilinç altı ve düşünce gücüne inanan biri olarak regresyon zaten ilgilendiğim ve merak ettiğim bir konuydu. Bu seminer fırsatını kaçırmak olmazdı.

Önce isterseniz Regresyon Nedir? Onu açıklığa kavuşturalım. Kelime anlamı olarak kaynağa inmek anlamına geliyor. Anne karnından itibaren bilinç altındaki sorunun, olayın kaynağına inip fark etme ve çözümleme. Hatta reenkarnasyona göre önceki hayatlarımızda yaşadığımız sarsıcı olaylar, geçirilen kazalar ve ölüm anları da bugünkü yaşamlarımızda izler taşımakta. Şimdiki Zaman Regresyonu ve Geçmiş Yaşam Regresyonu olarak iki ayrı döneme bakılan seanslarında bilinç altındaki korku, nefret, kıskançlık, aşırı hırs, depresyon, endişe, güvensizlik, panikatak sıkıntıları, aşk/iş/arkadaşlık vb konularda sürekli aynı sorun ya da başarısızlık, sebepsiz kronik vücut ağrıları gibi pek çok sorunun nedeni açıklığa kavuşuyor ve çoğu bilindiği için kabullenilip çözümleniyormuş.

Bu kadar açıklamadan sonra gelelim seminere.  Seminer zaten bi ön araştırmasını yaptığım benzer bir Regresyon tanımlamasıyla başladı ve sonraki ilk konu Pınar Hanım'ın büy ük harflerle yazdığı ENERJİ oldu.


ENERJİ: Canlı, cansız herşey bir enerjiye sahip ve hepimizin bu enerjiler ile bir etkileşimi var.

Enerji ne? Nasıl mı? Yine mi enerji? İçinizde bunları sorgulayanlar olduğuna eminim. Yakın çevremden de benzer sorular geldiği için biliyorum. Hani kem göz diyoruz, nazarladı diyoruz, şunun ahını/bedduasını aldım diyoruz ve inanıyoruz. Ya da pozitif birinin yanında kendimizi iyi hissedip, bizle dertleşmeye gelen sıkıntılı kişi gittikten sonra kötü hissediyoruz, içimi kararttı diyoruz, nazar duası okuduğumuz birinden sonra ağırlık çöküyor ya. İşte bu ve benzeri şeyler enerji sorunuzun cevabı aslında. Bir eve girdiğimiz ya da bulunduğumuz ortamda kendimizi nasıl hissettiğinizle ilgili duygularımız da o evin enerjisiyle ilgili.

Maalesef bütün enerjiler pozitif değil ve hepimiz tüm gün ve tüm hayatımız boyunca her enerjiden etkileniyoruz ve başkalarını etkiliyoruz.  Görüştüğümüz, konuştuğumuz, dokunduğumuz, baktığımız herşeyden bir parça bırakıyor bir parça da alıyoruz.

Yetmezmiş gibi benim de yeni öğrendiğim eklenti enerji konusu mevcut ki, farkında olmadan ruhumuzu ve hayatımızı tüm bu yükleri taşımakta zorluyoruz. Sonra da sinirli, stresli, yorgun, bitkin olabiliyoruz.
Oysa ellerimizi yıkamak gibi enerjilerden arınıp temizlenmemizin de bir çözümü varmış.  Sevgili Pınar Gogulan seminere katılanlara uygulamalı olarak "Enerji Temizliği" yaptırıp, hergün bir kaç dakikamızı ayırarak bu yükten nasıl arınacağımızı öğretti.

Sadece arınma mı? -Hayır
Enerji Alanımızı korumayı, kötü enerjili biriyle nasıl enerji bağımızın kesileceğini de öğretti saolsun.

Ve günün tek sürprizi bu değildi.  Herkesin iki meleğim dışında bir de rehberi olduğundan bahsedip bizi gözlerimiz kapalı yönlendirerek rehberimizle tanıştırdı. Rehberimizden tavsiye alıp bir de soru sorduk. Gördüklerimizi gözlerimizi açınca not ettik. Pınar Hanim yazdıklarımızı gördüğümüz renklere göre yorumladı. Toplu yapılan bu seansta herkes farklı şeyler gördü. Ben şüpheyle yaklaştığım bu konuya gördüklerimden sonra şaşkınlıkla beraber inandım.

Enerji alanını temizleme/koruma ve rehberle tanışma/iletisime geçme seansları için öncelikle odaklanmak gerekliydi. Odaklanabilmek için de ruhu bedene sokmak gerekiyor. Hayat koşuşturması ve herşeye yetişememezlik kaynaklı hepimizin aklı başka yerlerde. Tenis, yoga, dans, koşma gibi aktiviteler ve sık sık nerede olduğunuzu ve ne yaptığınızı kendinize hatırlarmanız ruhu bedene sokmanıza yarayacak şeylerden bir kaçı.

Pınar Hanım aynı zamanda çocuk Regresyonu yapıyor. Cocuk regredyonuna sırf oğluna yardımcı olabilmek için başlamış. Bu konudan ve eklenti enerjinin ikiz oğullarımdan Berâ'daki etkisinden  aşka bir yazımda bahsedeceğim. Yüzeysel yazmak ve bu paylaşımı daha fazla uzatmak istemiyorum.

Not defterimde yer bulan altı çizilesi cümlelerim de şunlar;

*Regresyon size rağmen değil, sizinle beraber çalışır
*Ruhsal operasyon bilimsel çalışmadır
*3 türlü karma vardır.
-Düşünerek
 -Konuşarak
  -Yaparak yaratırız

*Kaynaktan Beslen.  Başkasından değil!

*İNANDIĞIN KADAR KORUNURSUN, TESLİMİYET ÇOK ÖNEMLİ!

            KARMA
Seni Seviyorum
  Özür dilerim
   Lütfen Beni Affet
    Teşekkür ederim

Bu dört cümleyi hergün herkese ve her olaya karşı defalarca tekrarlayın. Iyi gelecek göreceksiniz

Umarım faydalı bir yazı olmuştur.  Eğer ilgilendiyseniz bu semineri kaçırdım diye üzülmeyin.  Çünkü Pınar Gogulan'ın her ay düzenli olarak İstanbul'a gelip bu semineri veriyor ve isteyenlere kişisel seanslar düzenliyorlar. Bu gelişmeleri instagram ve twitter hesaplarından @mucizepinari ve @tuten den takip edebilirsiniz

Sevgiler



17 Mayıs 2014 Cumartesi

#Soma

#SOMA
Hiç tadım tuzum yok. Ne orada onca çocuk öksüz kalmışken, kendi çocuklarımı sevmeye; onları eğlendirmeye yüzüm var.  Ne de vicdanımda onca eş, anne, kardeş olan kadın orada ağlarken birilerine tebessüm etmeye.

Yok. Hiç bir köşesinde yer yok vicdan terazimin.  Meğer kocaman rakamlarla ne rahat yaşıyormuşuz şikayet ettiğimiz hayatlarımızda. Güneşi, gökyüzünü, sevdiklerini her gün
metrelerce yerin altına satan insanları unutmuşuz.

Hayat kadar adaletsizleştirmişiz yüreklerimizi. Görmezden gekerek, unutarak, ötekileştirerek, hayat böyle; o işi de biri yapacak elbet diyerek
nasırlaştırmışız kalbimizi, aklımızı.
Böyle olunca hayatın hatırlatması da, bizi kendimize getirmesi de ağır oldu.  Ama fatura yine yanlış tarafa kesildi. Bize bu farkındalığı Soma'daki Madenciler ve aileleri ısmarladı ne yazık ki.

İnsan hayatı nasıl bu kdr ucuz oldu ki?  Geri dönüşü olmayan, yerini hiç birşey tutmayan paha biçilmez olan insan hayatı nasıl bu kadar hiçe sayılabildi? Nasıl insanların aklı tutuldu. Nasıl ihmal edildi. İhmale göz yumuldu, destek verildi.

Neresinden tutarsan tut elinde yoksulluk kalıyor. Bir de daha çok para uğruna koca bir sorumsuzluk ve hiçe sayma.  Çaresizlik akıyor bu tablonun her yerinden ve çocuklar ağlıyor. Başı öne eğiliyor ya bi çocuğun, kayıpların sayısı verilmiyor ya kızgınım. Keşke duvarlarını cenaze tabutlarının ördüğü Soma'yı ihmal edene, ettirene. Bilip de söylemeyene, göz yumana. Normal karşılayana, ilgisiz kalana, kanı
donmayana, yüreği sizlamayana, acıya siyaset karıştırana.  Kaybı olanlara olan yaklaşım tarzına, içi yananı anlamayana, tek derdi kendi paçasını kurtarmak olana ve elimde herşeyi düzelecek, güzelleştirecek sihirli bi değnek yok diye kendime çok kızgınım çok.

Kısacık ömürlerimizde mutlu, huzurlu ve adaletli bir hayat yaşamak bu kadar mı zor?

Ayşen Bozkuş

16 Mayıs 2014 Cuma

Soma'da Babasız Kalan Çocuklar

#Soma

Ülke olarak bize insani değerlerimizi yargılatan, içimizi burkan, yürekler dağlayan, babasız çocuklar bırakan maden yeri.

Ve Türkiye'nin dört bir yanında hala duyguları olan, ben ne yapabilirim, elimden ne gelir diyen, içi içine yiyen, gözleri yaşlı binlerce insan

Sen de mi onlardansın? Öyleyse sen de facebookta kurulan "SOMA da babasız kalan çocuklar" grubuna katıl ve neler yapabileceğini, neye ihtiyaç olduğunu öğren, gerçekleştirilecek organizasyonları takip et ve duyur

Şimdiden hepinize teşekkür ederim, güzel yürekli insanlar

4 Mayıs 2014 Pazar

Yeni bir blog daha

Merhaba.  Uzun bir aradan sonra bu buradayım. Bu aradaki sessizliğim sizi bu sayfada ikizli hayatın getirdikleriyle bozmak istemeyişim dolayı bu hayatımın getirdiklerini paylaşacağım bir blog daha açmış olmam.
Belki çocuklu hayatla da ilgilenmek istersiniz  diye sizle de paylaşmak istiyorum

http://ikizlihayat.blogspot.com.tr/?m=1

Bu artık burada yazmayacağım anlamına gelmiyor.  En yakın zamanda birikmiş kitap postalarıyla geliyorum

Sevgiler

25 Ocak 2014 Cumartesi

Eyvah, Bloguma Ne Oldu?

 

Eyvah eyvah!

Yaklaşık 9 aydır Ayşen bir şey yazmamış:(

Peki bu 9 ayda neler mi oldu? Şöyle maddeliyeyim;

*Öncelikle Enes&Bera ikilisi 13.aylarında. Ayaklandılar; birer minyatür insan gibi hayatlarını sürdürüyorlar
*Ayşen anne baktı ki, böyle olmayacak tüm düzenini bozup ev değiştirdi; annesine komşu gitti. Artık Avrupa yakasındayız.
*Hayatımızdaki tiyatro, sinema,sergi, müze, konser, söyleşi vb aktiviteler yerini çocuk aktivitelerine bıraktı.
*Kitap bitirme hızım düştü, vakitsizlik had safhada
*Kitap alışverişlerinde öncelik çocukların kitapları oldu.
*Yazımına ara verdiğim kitap projem olduğu gibi duruyor
*Elime fırça alıp resim yapmayalı nicedir
*Dışarı çıkıldığında çocuklarla gidilebilecek yerler seçilir oldu
*Ve maalesef blog ilgisiz kaldı

Neyse ki artık bir şeyler daha düzene girer gibi oldu. Bundan sonra bloguma ilgi göstereceğime önünüzde söz veriyorum;) Blogumu da takipçilerimi de çok özledim. Sık sık görüşmek dileğiyle. Sevgiler 


28 Mayıs 2012 Pazartesi

Cannes'da Türk İmzası


Bu sabah çok sevdiğim yağmur sesiyle uyandım. Gerçi sabaha kadar bizi yalnız bırakmadı ya neyse;) Sabah okuduğum haber günümü şenlendirdi. Dün geceki 65. Cannes Film Festivali'nde, kısa metrajlı filmler kategorisinde yarışan Türk yönetmen Rezan Yeşilbaş'ın “Sessiz” filmi “Altın Palmiye” ödülünü almış. Nasıl gururlandım, nasıl hoşuma gitti anlatamam.

Sonra biraz araştırdım, kim Rezan Yeşilbaş?
Meğer 1977 doğum Rezan Yeşilbaş, 2008’de Marmara Üniversitesi Radyon-Sinema bölümünden mezun olduğundan beri ünlü yönetmen Zeki Demirkubuz’un asistanıymış. CNN Türk televizyonunda belgesel film yapımında çalışmış. Kısa filmi "Hüküm" onun "Kadın Üçlemesi"nin ilk filmiymiş ve bu filmle de yurtiçi ve yurtdışı bir çok festivalde gösterilip çeşitli ödüller kazanmış. Üçlemenin ikinci filmi olan "Sessiz/Be Deng"i ise 2011'de çekmiş.  Şu an üçlemenin üçüncü filminin senaryosu da hazırmış


"SESSİZ VE YALNIZ BIRAKILMIŞ KADINLARA..."

Rezan Yeşilbaş ödülü almak için sahneye çıktığında sözlerini "ödülü ülkemin sessiz ve yalnız bırakılmış bütün kadınlarına adıyorum" şeklinde bitirmiş ve tabi ki konuşması ayakta alkışlanmış.

Hatırlarsanız Nuri Bilge Ceylan da 61. Cannes Film Festivali’nde Üç Maymun filmiyle “En İyi Yönetmen” ödülünü aldığında "Ödülü, tutkuyla sevdiğim yalnız ve güzel ülkeme adıyorum" demişti.


Sessiz filminin baş rollerinde Belçim Bilgin ve Cem Bender oynamış.  Film daha önce Akbank Kısa Film yarışmasında en iyi film ödülü de almış. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Müdürlüğü’nün desteğiyle Diyarbakır’da çekilmiş. Konu olarak da, 7 dakikalık filmde, Diyarbakır’da tutuklu olan kocasına, cezaevi koşullarında yasak olmasına rağmen yeni bir çift ayakkabı götürmeye çalışan Zeynep’in hikayesi anlatılıyormuş.

Film sektöründe bir hayli yol alan Türklerin, yönetmen, senaryo, sinema ve hatta dizilerle yurt dışında başarıyla anılıyor olması, gururumu okşuyor, bu haberleri keyifle takip ediyordum. Bu sabah twitterdan öğrendiğim Rezan Yeşilbaş’ın aldığı Cannes’da en iyi kısa film seçilmesi ve Altın Palmiye kazanması haberi de sevincimi taçlandırdı. Bu haberi yazmadan, kayıtlarıma almadan edemedim;)

Yağmur gibi bereketli, iyi bir hafta olsun…

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Gabriel Garcia Marquez’in veda mektubu…

Dün Umberto Eco'nun sahte hesabından Marguez'in öldüğü asparagas haberi yazılınca iki büyük isim de TT listesine girdi. Kısa bir süreliğine de olsa sevenlerini üzdü. Marquez'in 1999 yılında geçirdiği lenf kanseri hastalığı sırasında da hakkında bir sürü ölüm söylentisi çıkmıştı. Hatta yazarın imzasıyla The Puppet (Kukla) adlı bir veda şiiri La Republica gazetesinde yayımlanmış ve değişik dillere çevrilip internet üzerinden hızlıca yayılmıştı. Ancak ne var ki şiirin yazara ait olup olmadığı kesin değildi. Şiir yayımlandıktan kısa süre sonra yazarın sağlığının sanıldığı gibi kötü olmadığı ve şiiri onun yazmadığı ortaya çıktı. Bir süre sonra ise şiirin Meksikalı Johnny Welch'e ait olduğu ortaya çıktı. Dünkü haberden sonra tekrar Marquez'in Veda Mejtubu diye ortalarda dolanmakta. İşte Marquez'e ait olduğu sanılan The Puppet adlı şiir:

Tanrı bir an için paçavradan bebek olduğumu unutup can vererek beni ödüllendirse, aklımdan geçen her şeyi dile getiremeyebilirdim, ama en azından dile getirdiklerimi ayrıntısıyla aklımdan geçirir ve düşünürdüm.
Eşyaların maddi yönlerine değil anlamlarına değer verirdim.
Az uyur, çok rüya görür, gözümü yumduğum her dakikada, 60 saniye boyunca ışığı yitirdiğimi düşünürdüm.
İnsan aşktan vazgeçerse yaşlanır.
Baskaları durduğu zaman yürümeye devam ederdim. Başkaları uyurken uyanık kalmaya gayret ederdim. Başkaları konuşurken dinler, çikolatalı dondurmanın tadından zevk almaya bakardım.
Eğer Tanrı bana birazcık can verse, basit giyinir, yüzümü güneşe çevirir, sadece vücudumu değil, ruhumu da tüm çıplaklığıyla açardım.
Tanrım, eğer bir kalbim olsaydı nefretimi buzun üzerine kazır ve güneşin göstermesini beklerdim.
Gökyüzündeki aya, yıldızlar boyunca Van Gogh resimleri çizer, Benedetti şiirleri okur ve serenatlar söylerdim.
Gözyaşlarımla gülleri sular, vücuduma batan dikenlerinin acısını hissederek dudak kırmızısı taç yapraklarından öpmek isterdim.
Tanrım bir yudumluk yaşamım olsaydı… Gün geçmesin ki, karşılaştığım tüm insanlara onları sevdiğimi söylemeyeyim. Tüm kadın ve
erkekleri, en sevdiğim insanlar oldukları konusunda birer birer ikna ederdim. Ve aşk içinde yaşardım. Erkeklere, yaşlandıkları zaman aşkı bırakmalarının ne kadar yanlış olduğunu anlatırdım. Çünkü insan aşkı bırakınca yaşlanır.
Çocuklara kanat verirdim. Ama uçmayı kendi başlarına öğrenmelerine olanak sağlardım. Yaşlılara ise ölümün yaşlanma ile değil unutma ile geldiğini öğretirdim.
Ey insanlar! Sizlerden ne kadar da çok şey öğrenmişim. Tüm insanların, mutluluğun gerçekleri görmekte saklı olduğunu bilmeden, dağların
zirvesinde yaşamak istediğini öğrendim.
Yeni doğan küçük bir bebeğin, babasının parmağını sıkarken aslında onu kendisine sonsuza dek kelepçeyle mahkûm ettiğini öğrendim.
Sizlerden çok şey öğrendim. Ama bu öğrendiklerim pek işe yaramayacak. Çünkü hepsini bir çantaya kilitledim. Mutsuz bir şekilde…
Artık ölebilir miyim?

3 Mayıs 2012 Perşembe

Çaresizseniz...Çare ”siz” siniz!

 

Hindistan’da filleri yetiştirmek için, onları küçücükken kalın bir zincirle bir kazığa bağlarlarmış. Tabi bu yavru filin bu zinciri koparabilmesi, kırabilmesi ya da kazığı söküp atabilmesi mümkün değildir. Küçük fil önceleri bundan kurtulmak için tüm gücüyle uğraşır, defalarca dener ama sonucu değiştiremez, özgürlüğüne kavuşamaz. Yıllar geçer, fil kocaman olur… Bağlı olduğu kazığın ve zincirin onlarca katına gücü yetebilir artık. Ama fil asla böyle bir girişimde bulunmaz. O özgür olamayacağına inanmıştır, artık kırılamayan şey, filin zinciri değil inancıdır. Buna psikolojide “Öğrenilmiş Çaresizlik” deniyor.
Unutmayın Çaresizseniz.. Çare ”siz”siniz!


15 Nisan 2012 Pazar

İstanbul'da Lale Zamanı

Bildiğiniz gibi İstanbul'da lale zamanı başladı;) Caddeleri, kasırları süsleyen rengiarenk laleler her yılın Nisan klasiklerinden oldu artık. Biraz esse de dünkü yağmurlardan sonra güneşi görünce kendimizi dışarı attık. Her ne kadar Emirgan Korusu'na gitmek istesem de, köprü trafiğini göze alamadık. Kavacık'taki Hidiv Kasrı'na gittik. Geçen yıllarda da oradaki lale şölenini bildiğimden hiç tereddüt etmedim. Tam tahmin ettiğim gibi renk renk çeşit çeşit laleler, menekşeler, süslemeler karşıladı bizi. Onca çiçek arasında gezinirken, çayımı içip kitabımın sayfalarını karıştırırken, ağaçların arasından boğazı izlerken huzura ve renklere doydum diyebilirim. Bu güzel günü sizle de paylaşmak istedim. Buyrun resimler;)

Burası da Çiçek Satış Noktası. Gördüğünüz laleleri, menekşeleri, hatta papatya gibi çiçekleri tekli ya da çoklu olarak satın alabiliyorsunuz. Lalelerin tanesi 1.25 tl, tekli, ikili, beşli, yedili gibi çeşitleriyle saksıda çeşit çeşit çiçekler sizi bekliyor. Biz evimize sarı laleler aldık;)
 Bu ağacın etrafındaki banklarda boğaz manzarasını mı izlesek, kitapları mı karıştırsak şaşırdık;)


22 Mart 2012 Perşembe

Fotoğraf çekerler / severler için bir yarışma buldum

Facebook, twitter ve bloglarda, fotoğraf paylaşımından yola çıkarak instagram ve pinterestin de hayatlarımıza dahil olduğu şu günlerde Gençtur'un "Aklın Nerede Kaldı?" konulu bir yarışma düzenlediğini gördüm. Görünce gezgin fotoğrafçılar için paylaşmadan edemedim. Daha önce gittiğiniz yerlerdeki fotoğraflarla katılabileceğiniz yarışmanın ödülleri de müthiş;

"Kazanırsan interraille Avrupa’yı dolaşabilir, dilersen uluslararası gönüllü çalışma kamplarına katılabilirsin. Yeter ki daha önce gittiğin,  gezdiğin yerlerde bol bol fotoğraf çekmiş ol" diyen gençtur yarışması için detayları buradan öğrenebilirsiniz.

Aranızdan kazanan olursa bir bizimle paylaşır herhalde;) bol şanslar...
Belki yazılarıma da bakmak istersiniz;)
http://siirtlihamlet.com/index.php/yazar-yazlar--arsiv-/551-yueregi-burkulmak
http://migmedya.com/

16 Şubat 2012 Perşembe

İf ULUSLARARASI BAĞIMSIZ FİLMLER FESTİVALİ

İstanbul İçin Film Zamanı
-11. Uluslararası  Bağımsız Filmler Festivali Bugün başladı. 16-26 Şubat arasında, biletler mybilet'de
Gösterimler;
İst Beyoğlu Fitaş, AFM Caddebostan Budak, AFM İstinye Park, Cinebonus Maçka G-Mall'de

-Ayrıca festival 1-4 Mart arası Ankara'da ve 2-4 Mart arası İzmir'de

-Çok film izlemek isteyip de gündüz izleme şansı olanlar için Gift Card tavsiye ederim. Hafta içi gündüz 19.00'a kadar olan seanslarda (19.00 dahil değil) 10 bilet ve bir gece yarısı bileti (Cuma Cumartesi) sadece 40tl

-Hangi filmlere gideceğinizi ya da gitmek istediğinizi yorum kısmına bırakırsanız sevinirim, tavsiye niteliğinde olup okurlar ve benim tarafından değerlendirilebilir;) İyi seyirler

http://www.ifistanbul.com/tr/ ana sayfasından detaylı bilgi alabilirsiniz.

12 Şubat 2012 Pazar

Pen Ödülleri

-Uluslararası PEN Yazarlar Birliği İrlanda merkezinin bu yılki ödülü, ülke edebiyatına katkılarından dolayı, İrlandalı romancı Joseph O'Connor'a verildi. Yazdığı 7 roman arasında özellikle "Ghost Light" ve "Star of the Sea" ile beğeni toplayan Joseph O'Connor'a ödülü, dün akşam Dublin'de düzenlenen törende, İrlanda Cumhurbaşkanı Michael D. Higgins tarafından aldı.


-Türkiye'de 2012  Pen Öykü Ödülü'ne Tahsin Yücel layık görüldü. Yücel, ödülünü 14 Şubat Dünya Öykü Günü'nde Fransız Kültür Merkezi'nde düzenlenecek törende alacak




-2012 Pen Şiir Ödülü'ne ise Sennur Sezer layık görüldü. Sezer de ödülünü 21 Mart Dünya Şiir Günü'nde Fransız Kültür Merkezi'nde düzenlenecek etkinlikte alacak


Edebiyat dünyasından çok sayıda kişinin katıldığı dün akşam ki, törende, dünya çapında hapse mahkum edilen, susturulan, işkence gören ve öldürülen yazarlar için bir sandalye boş tutuldu.


***Edebiyat haberlerini es geçmek olmazdı. Hepinize bol güneşli, mutlu pazarlar. Kendinize bir fincan çay/kahve eşliğinde kitap okuma zamanı ayırmayı unutmayın. Siz buna değersiniz;)

10 Şubat 2012 Cuma

Sevgilliler Günü Yaklaşırken Orkide ve Bakımı

En kıymetli, en asil çiçeklerdendir orkide. Alırken fiyatı biraz yüksek olsa da, bakması bilinirse en uzun ömürlü çiçek olması sebebiyle ödenen paranın hakkını verir. Birçok türü olmakla beraber fiyatı en uygun ve evde bakımı en kolay olan  Phalaenopsis cinsi olanıdır. Bauhaus ve İkea'larda 20-25tl'ye bulabilirsiniz. Hazır sevgililer günü yaklaşırken, erkeklerin aklında bulunsun, hemcinslerim de sevgililerine, eşlerine çıtlatıversinler. İki günde solacak çiçeklere dünya para vereceklerine size yıllarca kalıp evinizi süsleyecek orkide alsınlar.Eşimin beş yıl önce aldığı orkideler hala duruyor.

Bakımına gelince orkideler çok sıcağı sevmez. Ama mutlaka aydınlık ortamda kalmaları gerekmektedir. Yazın öğlen sıcağına maruz kalmamalılar. 18-27C aralığındaki oda sıcaklığında bulunmaları gerekir. Sulama sıklığı ortamın yapısına ve saksı yapısına göre değişmekle beraber haftada bir çay bardağı yeterlidir. Oksijen yönünden fakirleşmiş, çok bekletilmiş durgun su orkidenin yapraklarını yakar. Bu narin çiçekleri taze su ile besleyiniz tek isteği taze su ve ışıktır.
Lakin sularken dikkat ediniz, yeşil yapraklara gelmesin. Yapraklarına su değerse mantar oluşturur. Orkide doğada ağaç kökünde yetiştiğinden dolayı normal toprak  değil, saksısından kuru ağaç kabukları bulunur. Boyuna göre saksısı çok küçüktür. Görsel olarak hoş görünmesi için satın aldığınızda içinde bulunduğu şeffaf plastikten çıkarmadan başka bir saksıya koyabilirsiniz. Bunu yaparken köklerinin hava almasını engelleyecek çok dar saksılar kullanmamaya özen gösterin lütfen.
Orkideler mevsimi olmaksızın, yerini sevdiği ve susuz kalmadığı, çok sulanmadığı takdirde sürekli açarlar. Ortalama bir- bir buçuk ay sonra çiçeği kuruyup düşünce o kuruyan dal kesilerek yeni dalın oluşmasına yardımcı olmanız gerekmektedir.



Benim evimde bir Japon gülü, bir büyük deve tabanı ve bir sürü de orkide var. Eşim de kokusu olmamasına rağmen bu asil duruşlu beyaz, pembe, mor açan, orkideleri çok sevdiğimi bildiğinden, en çok bu çiçekleri hediye alır. Geçen gün sarı açanını da gördüm, sevenlerine duyurulur.
Her şey gönlünüzce olsun. Çiçek, sevgililer günü, hediye bahane, gönüller bir olsun. Allah ağız tadımızı bozmasın, o yeter. Mutlu kalın...

     

           

5 Şubat 2012 Pazar

Joshua Bell / Kim bilir Hayatta Neler Kaçırıyoruz

Soğuk bir Ocak sabahı, bir adam Washington DC de bir metro istasyonunda, kemanla 45 dakika boyunca altı Bach eseri çalar. Bu süre içinde, çoğu işe yetişme telaşındaki yaklaşık bin kişi kemancının önünden geçip, gider.
 Kemancı çalmaya başladıktan ancak üç dakika kadar sonra, ilk kez orta yaşlı bir adam kemancıyı fark edip, yavaşlar ve birkaç saniye sonra da gitmek zorunda olduğu yere yetişmek üzere yine hızla yoluna devam eder.
 Kemancı ilk bir dolar bahşişini bundan bir dakika kadar sonra alır. Bir kadın yürümesine ara vermeksizin parayı kemancının önüne koyduğu kaba atarak, hızla geçer, gider.
 Birkaç dakika sonra, bir başka adam duraklayıp, eğilerek dinlemeye başlar ancak saatine göz attığında işe geç kalmamak için acele ettiğini belirten ifadelerle hızla yoluna devam eder.
 En fazla dikkatle duran ise üç yaşlarında bir oğlan çocuğu olur. Annesinin çekiştirmelerine rağmen, çocuk önünde durur ve dikkatle kemancıya bakar. En sonunda annesi daha hızlı, çekiştirerek çocuğu yürümeye zorlar. Oğlan arkasına dönüp dönüp kemancıya bakarak, çaresizce annesinin peşinden gider. Buna benzer şekilde birkaç çocuk daha olur ve hepsi de anne, babaları tarafından yürümeye devam için zorlanarak, uzaklaştırılırlar.

 Çaldığı 45 dakika boyunca kemancının önünde sadece 6 kişi, çok kısa bir süre durur. 20 kişi duraklamadan, yürümeye devam ederek, para verir. Kemancı çaldığı süre içinde 32 dolar toplar. Çalmayı bitirdiğinde ise sessizlik hakim olur ve kimse onun durduğunu fark etmez, alkışlamaz.
 Hiç kimse onun dünyanın en iyi kemancısı Joshua Bell olduğunu ve elindeki 3,5 milyon dolarlık kemanla, yazılmış en karmaşık eserleri çaldığını anlamaz. Oysa Joshua Bell'in metrodaki bu mini konserinden iki gün önce Boston'da verdiği konser biletleri ortalama 100 dolara satılmıştı...

Bu gerçek bir hikayedir ve Joshua Bell'in öylesine bir kılıkla metroda keman çalması, Washington Post gazetesi tarafından algılama, keyif alma ve öncelikler üzerine yapılan bir sosyal deney gereği kurgulanmıştır. Sorgulanan şeyler; sıradan bir yerde, uygunsuz bir saatte güzelliği algılayabiliyor muyuz? Durup ondan keyif alıyor muyuz? Beklenmedik bir ortamda, bir yeteneği tanıyabiliyor muyuz? idi...

…...dünyanın en iyi müzisyeni, dünyadaki en iyi müziği çalarken, önünde durup, dinleyecek bir dakikamız dahi yoksa, başka neleri kaçırıyoruz acaba?.....
-Alıntıdır- (Nereden olduğunu hatırlamıyorum, dosyalarım arasında buldum)

3 Şubat 2012 Cuma

DEFTERLERİM


Yine defter kalem krizim tuttu ki, bunda renkli kitap adlı bloğun payı büyük. Blog sahibi Güngör videolu olarak tanıtıyor aldığı kırtasiye malzemelerini. Üzerine de bir kaç arkadaşın el yapımı defter satan sitelerin linklerini paylaşmaları eklenince içimdeki defter-kalem alma aşkını dizginleyemedim. Sitenin, resmini paylaşmama izin vermediği zebra desenli bir deftere aşık oldum, ama fiyatları30-70arasında değiştiği için almadım. Sevdiğim desenlerden biridir zebra. Bu ara da koltuklarımı değiştirip zebra desenli dekor yaptırma isteğim de depreşti, nys o konuya hiç girmeyeyim;)
Alışveriş yapmadan evdekilere bir göz attım. Biz ne güne duruyoruz der gibi baktılar bana. Meğer bayağı defterim varmış.

Mesela yukarıdaki küçük, kırmızı deri kaplı yanımdan ayırmadığım notlar alıp, ilham gelince karaladığım bir sırdaş. Yarısından çoğu dolu, geride bir sürü defter olmasına rağmen ödüm kopuyor sayfaları bitecek diye:/
Üçünü de D&R'dan çok uygun fiyata almıştım;) 10,5cm*15 cm ebatlarında, üçü de lastikli

Arka kapak içinde notlarınızı koymanız için  bir de küçük zarf bölgesi var ki, pek işlevsel ve şirin
Bu defteri Ramazan ayında Sultan Ahmed Camii'ni ziyarete gittiğimde Yerebatan Sarnıcı'nın önündeki tezgahdan aldım. El yapımı. Daha nice çeşitleri vardı, hepsinde aklım kaldı(11-17cm)
İç kısmında da kabartılı kumaş var  ve ilk sayfada diğerlerinde de olduğu gibi aldığım tarih ve yeri yazılı
Bu çok sevdiğim için kullanmaya kıyamadığımdan her şey olmaya meyilli bir defter
Vee bunlar benim her şeyim olan sözcük kutularım. 17*24 yani normal bir defter ebatında oldukları için çoğunlukla evde duruyorlar. Yeşilli olanda şiirlerim var, kendisi hep çalışma masamda durur. Pembeli olanı yazma ihtimalimin olduğu, uzun kalacağım yerlerde çantamda bana eşlik ediyor, çünkü romanımın büyük bir kısmı onda yazılı. Deftere yazıp lap topa tekrar kaydetmek zor olsa da, defter kalem kullanarak yazmak her zaman ilham verici oluyor. Defterin, kalemin sivri ucuyla buluştuğunda çıkardığı yumuşak sesi ve bileğimin yazmaktan ağrıdığını hissetmeyi seviyorum;)

Mevlid Kandili

Kulun Rabbine yakın olduğu gecelerin en önemlisi. Kendisine dua edenleri geri çevirmeyen, bağışlayan, her şeyi bilen, gören ve duyan Yüce Allah tüm dualarımızı kabul etsin. 
Hepimizin, "Biz Seni Alemlere Rahmet Olarak Gönderdik" denilen, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (SAV)'ın doğumunu müjdeleyen Mevlid Kandili mübarek olsun...



1 Şubat 2012 Çarşamba

NEDEN KISA OLAN AY ŞUBAT?

Sevgililer gününü kutladığımız Şubat niye kısa bir ay hiç düşündünüz mü? Ya da kısa olan ay neden Şubat?
Olay, Sezar döneminde geçiyor. Julius Sezar, takvimdeki karışıklıkları çözmesi için Mısırlı astronomi bilgini Sosigenes'e emir veriyor. O zamanlarda 1 yılın 365 gün 6 saat sürdüğü biliniyor.
Sosigenes de çözüyor :
HER YIL 365 GÜN ÇEKECEK. HER YILDAN 6 SAAT ARTACAK. ARTAN SAATLER 4 YILDA BİR TAKVİME EKLENECEK.O YIL 365 + 24 SAAT = 366 GÜN OLACAK.
366 gün 12 eşit parçaya bölünmediği için 6 ay 30 gün, diğer 6 ay 31 gün
çekecek. Peki 365 gün çeken yıllarda aylara göre dağılım nasıl olacak?
Yüce Sezar emir veriyor :  "365 gün olan yıllarda en son aydan 1 gün düşülsün"
O zamanlar yılbaşı, Mart ayında.Yani Şubat, yılın son ayı. Böylece Şubat ayı, 4 yılda bir 30 gün, diğer yıllarda 29 gün olmuş.
Yüce Sezar, bununla da yetinmeyip aylardan birine kendi ismini vermiş :
JULIUS, yani JULY (Temmuz). Sonradan imparator olan Augustus, Sezar'dan aşağı kalmamış ve sonraki aya kendi ismini vermis :
AUGUSTUS, yani AUGUST (Ağustos). Ancak Julius Sezar'ın ayı 31 günken Augustus'un ayı
30 gün olur mu? O da emir vermiş : "Yılın son ayından 1 gün daha alın, benim ayımı da 31 gün yapın"
Zavallı Şubat'tan 1 gün daha alınmış ve Ağustos'a eklenmiş. O gün bu gündür Şubat ayı, 4 yılda bir 29 gün, diğer yıllarda 28 gün,  Sezar'ın ayı Temmuz ve Augustus'un ayı Ağustos da peş peşe 31 gün çeker oluvermiş.