11 Ocak 2016 Pazartesi

HER TERCİH BİR VAZGEÇİŞMİŞ... /Ayşen Ilgın

Her tercih bir vazgeçişmiş. Vazgeçtiklerim ve yerine koyduklarım için biriktirdiğim, sandıklarda sakladığım, naftalinlere boğduğum pişmanlıklarım var benim. Eskimesine, unutulmasına izin vermediğim. Bilakis yaraların üzerinden geçip kanattığım, canımı yakmak için tekrar tekrar hatırladığım pişmanlıklarım var...

Pişmanlıklarımın da haklı sebepleri vardı oysa. İçimde alev alev yanan korkularım vardı mesela. İnfazımın en güçlü savunmasıydı onlar. Yüreğimin gölgesindeki aklımı ipten alıp, yerine kocaman boşluklar bırakan pişmanlıklarımı gömmüşlerdi.

Ama eminim en büyük pişmanlık seninkiydi. Çünkü biliyordun ki, bir gitme demene gebeydi her şey. Aklım da, kalbim de, korkularım da, mağluptu gitme deyişine. Ne olurdu sanki “Gitme” deseydin. “Etme “deseydin. Af dileseydin. Affetseydin...

Şimdi ne benim keşkelerim olurdu. Ne vazgeçtiklerim. Ne de her gün başka bir hüzün doğuran ihtimallerim olurdu. Ne yıktığım, acıttığım yüreğinin ahlarını almış olurdum. Ne de yüreğinde gitmeme izin vermenin pişmanlığı olurdu...

Belki de yanılmış olurduk. Bilemeyiz ki. İnsanın aklı hep tercih etmediğinde kalmıyor mu sanki...

Ama en azından keşkeler, belkiler, yaşanmamışlık izleri olmazdı kader kumbaramızda...

İster tercih de, ister vazgeçiş. Sonuçta içinde pişmanlık, kısmet değilmişli cümleler, birbiri ardına doğan keşkeler ve her şarkıda sızlayan bir yürek var...


AYŞEN BOZKUŞ

13 Eylül 2015 Pazar

Pera Müzesi - Kesişen Dünyalar: Elçiler ve Ressamlar

Uzun bir aradan sonra merhaba. Merak etmeyin artık hep buralardayım ;)
Sizi bilmem ama ben müze gezmeyi çok severim. Resim yapan biri olarak da  Elçiler ve Ressamlar konulu serginin afişlerini Taksim'de gördüğümde hayli ilgimi çekmişti. Ben de ilk fırsatta Pera Müzesi'ndeki bu sergiyi gezdim.

Sergide Suna ve İnan Kıraç Vakfı Koleksiyonu'ndan seçilmiş 17.yüzyıldan 20. yüzyılın başlarına uzanan bir dönemin elçi portreleri ve elçilerin sanat koleksiyonları vardı. imparatorluğun son iki yüzyılından geniş bir görsel sunan koleksiyonda elçi İbrahim Paşa'nın kendisi gibi elçilik yapmış olan bir Osmanlı aydını olan Osman Hamdi Bey'in kendi yapıtları ve 2.33 m yüksekliğindeki meşhur kaplumbağa terbiyecisi tablosunu da görebilirsiniz.

Ben daha önce yine Pera Müzesi'nde başka bir koleksiyonda bu tabloyu görme fırsatı bulmuştum. Burada da karşılaşınca mutlu oldum.

Sizi çektiğim fotoğraflarla başbaşa bırakmadan önce hatırlatayım. İstiklal Caddesi'ndeki Odakule'den çıkınca hemen soldaki Pera Müzesi, Çarşamba günleri öğrencilere, öğretmenlere ve engellilere ücretsiz.

Aynı zamanda diğer katlarda Kütahya Çini ve Seramikleri Koleksiyonu ile Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri Koleksiyonunu da gezebilirsiniz. onları da diğer postlarda yazacacağım ki, burası çok uzun olmasın ;)

              Osmanlı Devleti’nin İngiltere'ye gönderilen ilk daimi elçisi Yusuf Agah Efendi











                      on dört kişilik maiyetiyle birlikte betimlenen Mehmet Said Efendi

                               Vergennes Kontesi’nin Türk Giysileri İçinde Portresi 

1 Eylül 2014 Pazartesi

Ben Eylülleri boş yere sevmedim

Beni hep bu havalar aşık etti. Hep bu havalar yeni cümleler, yeni hikayeler verdi kucağıma.

Çiçekler solarken Eylül'de açar benim yüreğim. Dallanır, budaklanır, uzanır ta nerelere, kimlere dokunur.  Gönlüm de, kalemim de kural, sınır, mesafe, ihtimal bilmez nasılsa.

Susmaz gönlümün kendini güzel sanan sesi. Durmaz, tükenmek nedir bilmeyen kalemim. Biri söyler. Diğeri yazar. Atlamadan her sözü diyebilmek için, dünya durmadan, ömür bitmeden yetiştirebilmek için çalışırlar.

Her duyguya tek tek itinayla uğrar, her birinin gönlünü yaparlar.  Bir hal hatır sorar, bir parça birşey çalar, koşa koşa döner yazarlar buraya.  Buraya dediysem kağıt, defter, dosya, klavye, kitap, duvar, boşluk farketmez. Yazar da yazar, yaşar da yaşar yüreğim.  Eylül gelmiş, durmak olur mu? Gecem gündüzüme karışır.  Çaylar kahveler birbirini uğurlar. Rengin her tonu, çiçeğin her kokusu, yazının her tipi, hayatın her şekli çalar da kapımı, hiç biri imzasını atmadan gitmez.  Ama hiç biri de yatıya eğlenmez. Hasretin, aşkın, sevginin, hüznün, kederin, acının, ayın, yıldızın, güneşin, ağacın, yeşilin, pembenin, mavinin, dalganın, rüzgarın, notanın, insanların ve ömürlerin acelesi vardır hep; beklemezler. Kalemime değenler, değil kalıcı olup benimle yaşlanmak, durup dinlenmezler bile. Şöyle bir uğrar, biraz oyalanır, biraz demlenir, aklımı başımdan alır giderler. Yüreğim takılır peşlerine. Ruhum hemen onu takipte. Uçar giderler. Gezer, tozar, coşar, birilerinin hayatına değer, onları ebeler, sobeler her Eylül tekrar yeniden bana gelirler.

Ben bu Eylülleri boş yere sevmedim ki...